KİTAPLAR
YAZARLAR
ETKİNLİKLER
BLOG
Sonuç Bulunamadı...
Aşkın Celladı Ve Diğer Psikoterapi Öyküleri

Aşkın Celladı Ve Diğer Psikoterapi Öyküleri

Terapi odasında yalnızca danışanın zihninde olup bitenler mi önemlidir? Irvin D. Yalom, Aşkın Celladı ve Diğer Psikoterapi Öyküleri'nde danışanlarının varoluşsal meselelerinin yanı sıra terapist olarak kendi duygularını ve iç çatışmalarını da görünür kılıyor.

Gökçe Kalaycı
 

Irvin D. Yalom, Aşkın Celladı ve Diğer Psikoterapi Öyküleri'nde danışanlarının isimlerini ve ayırt edici özelliklerini değiştirerek ve kendilerinden izin alarak kaleme aldığı on öyküde yalnızca onların hikâyelerini değil, terapist olarak kendi zihninden geçenleri de anlatıyor. Bir bakıma, bize sadece terapi odasının değil, terapistin zihninin de kapısını aralıyor. Böylece karşımızda hastasını belli bir mesafeden gözlemleyen ve her zaman doğru hamleyi yapan bir uzman değil, seans sırasında kendi duygularıyla da karşılaşan bir insan beliriyor.

Nietzsche Ağladığında ile geniş bir okur kitlesine ulaşan Yalom aslında uzun yıllardır kitapları yayımlanan bir psikiyatrist. Daha önce Varoluşçu Psikoterapi'de (1980) kuramsal olarak ele aldığı yaklaşımı bu kez pratiğe döküyor. Ölüm korkusu ve yalnızlık gibi varoluşsal meselelerle boğuşan insanların terapi süreçlerini anlatırken teorinin seans odasındaki karşılığını görünür kılıyor.
 

“Gerçekten sevilmek, anımsanmak, bir başkasıyla sonsuza dek birleşmek ölümsüz olmaktı ve varoluşun canevindeki yalnızlıktan korunmaktı.”
 

Kitabın dikkat çekici taraflarından biri ise Yalom'un danışanlarına ilişkin düşüncelerini sansürlemeye çalışmadan bize aktarması. Böylelikle, psikoterapisti yalnızca karşısındaki insanı çözümleyen bir otorite konumundan çıkarıyor; danışanın terapi odasına getirdikleri karşısında terapistin de etkilenen, kimi zaman zorlanan ve kendi duygularıyla yüzleşmek durumunda kalan biri olduğunu hatırlatıyor.
 

Aşkın Celladı
Kitaba adını veren “Aşkın Celladı” öyküsü bu bakımdan ayrıca dikkat çekici. Yalom, saplantı hâline gelmiş bir ilişkiyi aşk olarak yaşayan danışanını bu durumdan çıkarmaya çalışırken kendisini “aşkın celladı” olarak konumlandırıyor. Ancak öyküyü ilginç kılan yalnızca danışanın dönüşümü değil, Yalom'un kendi performansına ilişkin değerlendirmesi. Araştırma ekibinin raporu terapinin başarılı olduğunu düşündürse de Yalom daha iyisini yapabileceğini düşünüyor ve sonuçtan kendisini de sorumlu tutuyor. Kitap boyunca çoğunlukla başarıyla sonuçlanan terapi öykülerine yer veren Yalom'un, kitaba adını veren öyküde kendi başarısını sorgulaması terapistin kitap boyunca görünür hâle gelen insan tarafını bir kez daha ortaya çıkarıyor.

Aşkın Celladı ve Diğer Psikoterapi Öyküleri'nin ilk kez 1989 yılında yayımlandığını akılda tutmak faydalı var. Aradan geçen uzun sürede psikoterapi alanında pek çok şeyin değişmiş olması, bugün okunan bazı yaklaşım ve müdahaleleri kendi döneminin koşulları içinde değerlendirmeyi gerekli kılıyor. Bu nedenle kitap, güncel psikoterapi pratiğinin bir temsili olmaktan ziyade Yalom'un varoluşçu yaklaşımını terapi odasında nasıl uyguladığını gösteren bir anlatı olarak okunmaya daha elverişli.

Yalom'un kuramsal olanı vaka öyküleri aracılığıyla somutlaştırması, Aşkın Celladı ve Diğer Psikoterapi Öyküleri'ni özellikle psikoloji alanına ilgi duyan okurlar için ulaşılabilir bir metne dönüştürüyor. Kitap, terapi süreci içinde sadece danışanların varoluşsal meselelerinin değil aynı zamanda terapistin onlarla kurduğu ilişkinin de yer aldığını gösteriyor.

Başa Dön