|
sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin
işin kolayına kaçmadan ama
gül yanaklı bebesini emziren melek yüzlü anneciğin resmini değil
ne de ak örtüde elmaların
ne de akvaryumda su kabarcıklarının arasında dolanan kırmızı balığınkini
sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin
1961 yazı ortalarında Küba’nın resmini yapabilir misin
çok şükür çok şükür bugünü de gördüm ölsem de gam yemem gayrının resmini yapabilir misin üstat
yazık yazık Havana’da bu sabah doğmak varmışın resmini yapabilir misin…
Nâzım Hikmet, Vera Tulyakova için yazdığı “Saman Sarısı” adlı şiirinin sonunda böyle sesleniyordu Abidin Dino’ya. 1961 yılında yazılmış bu şiire karşılık olarak Dino, bir resim yapmaz, yapamaz. Ancak yaşamı âdeta mutluluğun resmi olur... Onun mutluluk anlayışı bugünkünden çok başkadır...
Ailesinin imkânları sayesinde Birinci Dünya Savaşı’nı farklı ülkelerde bulunarak deneyimleyecekti Dino. Savaş ilk belirtilerini gösterdiğinde Dinoların Avrupa seyahati başlayacaktı. Cenevre’de çocukluğunu geçirirken hem “dünyada olmanın zorluğunu” yaşayacak, hem de sanatla olan bağını İsviçre’nin ünlü ressamı Hodler’in kızıyla oyun oynarken perçinleyecekti. Sanatının tohumları atılırken bir yandan da aç Çinli çocuklar için sokaklarda para toplayarak ilk “siyasal girişimini” gerçekleştirecekti.
Evde üç dil (Cenevre Fransızcası, Rumca, Türkçe) konuşulması şüphesiz sanatını da etkileyecekti Dino’nun. “Kısa Hayat Öyküm” adlı kitapta “‘Deniz’ başka, ‘La mer’ başka, ‘Thalassa’ başka, böylece dünyayı sanki üçle çarpıyordum” der. Resmindeki çok dilliliğin sebebine değinir böylece.
Daha sonraki yıllarda tanışacağı Gertrude Stein, Tristan Tzara, Eisentein, Andre Malraux, Pablo Picasso gibi sanatçılardan ziyade hayatına yön verenin Türk minyatürleri ve hat sanatı olduğunu dile getirir Abidin Dino.
Dino, Paris’te modernizmi ve avant-garde sanatı deneyimlerken, Türkiye’de bu sanatlar kübizm ve kübizm sonrası olarak biliniyordu. Avrupa’nın gerçeküstücülüğüyle önceden tanışmıştı Dino. Ne ki, onu kendi dönemindeki ressamlardan ayıran özelliği Türk minyatürleri, hat sanatı ve Bizans sanatından etkilenişiydi.
Elif Naci önderliğinde D Grubu’nu oluşturduklarında ise halkla tanışacaklardı…Dadaizm’in manifestosunu yazanlardan biri olan Tristan Tzara, Abidin Dino sayesinde Doğu ve Türkiye hakkında bilgiler ediniyordu. Ayrıca Dino, Nâzım Hikmet hapisteyken, Tzara’ya Nâzım’ın şiirlerini çeviriyor ve onu bilgilendiriyordu.
Dino yalnızca resim değil, karikatür ve yazın dünyasında da kendini geliştirdi. Resim sanatındaki farklılığı ortaya çıkarken, Nâzım Hikmet’in kitaplarına kapak desenleri de çizmeye başladı.Çağdaş akımları Türkiye’ye getirirken onlarla boy ölçüşebilecek eserlere imza atıyordu. Bununla da yetinmeyip, Sergay Yutkeviç’in tavsiysiyle sinema eğitimi almak için SSCB’ye gitti.
1939 yılında Türkiye’ye döndüğünde gerçekçi ve halktan yana bir sanat görüşünü savundu.
|